Kasım 21 06:53

SAADET; BİR PARTİ TEŞKİLATI MIYDI, YOKSA “ASLI GÜDÜK” TARİKATI MIYDI?

SAADET; BİR PARTİ TEŞKİLATI MIYDI, YOKSA “ASLI GÜDÜK” TARİKATI MIYDI?

Türkiye'de sadece imani gerçekleri ve ahlâki değerleri tebliğ ve temsil etme süreci; Bediüzzaman'ın, ilim ve istikamet ehli bazı tarikatların öncelikli göreviydi ve o dönemlerde icra edildi. Erbakan Hocamızın "siyasi cihat" gayreti ve Adil Düzen’i kurma gayesiyle yola çıktıktan sonra bu ferdi tebliğ ve teklif süreci; manevi ve siyasi cihat ekibine katılıp sorumluluk almaya, en azından “oy”larıyla destek çıkmaya davet şekline dönüşmekteydi ve bu farz olan gerekli bir girişimdi. Yani Saadet Partisi ve MİLKO olarak bilinen diğer Millî Görüş takipçileri ve ekipleri, bir tarikat veya dini cemaat değildir. Tam aksine; ülkemizde, bölgemizde ve yeryüzünde Adil Düzen’i kurma hedefi güden siyasi bir harekettir. Ama fosiltür dediğimiz kasıtlı ve kısırlaştırıcı kafalar elinde bu kutlu hareket, bir tarikat tekkesine ve dini cemaat seviyesine indirgenmiş vaziyettedir. Oysa bu tür tebliğ ve tavsiye hizmetlerini gören birçok dernek ve tekke zaten kendi işlerini sürdürmektedir. Saadet Partisi’nin, bunca tehlikeli tahribatından sonra iyice yıpranan iktidara karşı alternatif siyasi arayışların yoğunlaştığı bir ortamda, topluma umut ışığı ve huzur kapısı olacak plan ve projeler sunması… Daha doğrusu Erbakan Hoca’nın zaten hazırladığı Adil Düzen projelerine ve Milli Görüş reçetelerine sahip çıkması, Parti teşkilatlarını, yan kuruluşlarını ve gençlik organizasyonlarını bu yönde eğitip-donatıp tarihi atılımlara koşturması gerekirken; yıllardır “Bize düşen; İslam'ı öğrenelim, emirlerini yerine getirelim ve çevremize de bunları tebliğ edelim” nakaratlarıyla ve bir tarikat şeyhi ve medrese melesi havasıyla Milli Görüş potansiyelini köreltmeye çalışan fosiltür kafalar; öyle cehalet ve gafletle değil, bilinçli bir hıyanetle bu tavırları takınmaktadır.

En son SP Gençlik Kolları Yalova Kampı kapanışındaki; “Peygamber Efendimiz (S.A.V) Allah'ın varlığını ve birliğini Mekkeli müşriklere anlattı. Ebu Cehil ile savaşmadı. Hak’kı anlattı. Şimdi biz de bu şuur dersleri ile bunu yapıyoruz…” sözleri hem yanlıştı hem de yamuklaştırıcıydı. Önce Hz. Peygamber Efendimiz’in (S.A.V) Hak’ka çağrısı zaten fikren ve fiilen Ebu Cehil’lere savaş açmaktı. Bu kof kafalar bunu anlamasa veya saklasa da, Ebu Cehil bu kutlu çıkışı çok iyi anlamış ve savaşını başlatmıştı. İkincisi; Hz. Peygamber Efendimiz sadece “Allah'ın varlığını ve birliğini” değil, Erbakan Hocamızın defalarca tekrarladığı gibi; 1- İbadete lâyık ve müstahak yegâne Zât olan, 2- Kendisinden yardım ve destek umulan yegâne makam olan, 3- Her işte ve ibadette sadece O’nun rızası aranan, 4- Kulların hayatını tanzim eden ve imtihan programı olarak hükümler gönderen Allah’a davet ediyordu ve Ebu Cehil bunun ne anlama geldiğini ve kendi haksızlık ve ahlâksızlık rejiminin çökertileceğini bildiği için hırçınlaşıyordu.

O toplantıda; “Gençler önce dininizi öğreneceksiniz. Bu konuda AGD’nin yayınları var, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yayınları var, bunları okuyacaksınız…” diyen adama, bir kişi kalkıp da; “Yahu madem Diyanet'in yayınlarını okumakla kendimizi ve ümmeti kurtuluşa ulaştıracağız, o halde bir parti olarak ve yan kuruluşlar olarak ne diye varlığımızı sürdürüyoruz. Bunca eleman, zaman ve imkân israfına niye yol açıyoruz. Diyanet'in kitaplarını okuyup dağıtalım yeter?!” diye sormamıştı... Bu halde iken, SP nasıl topluma yeni bir umut kapısı olacaktı? Zaten en baştakilerin bile böyle bir amacı ve heyecanı bulunmamaktaydı. Evet evet, Efendimizin buyurdukları gibi “Her toplum ancak lâyık olduğu yönetime ulaşacaktı…”

Kendileri yeni ve yeterli bir umut ve heyecan dalgası oluşturamayan... CHP'nin gölgesine, hatta PKK'nın uzantısı HDP'nin himayesine sığınmaktan medet uman ve utanmayan kafalardan... Ve hâlâ bunları tanımayan ve karşı çıkmayan bir teşkilattan, bundan fazlasını beklemek boşunaydı.

Şimdilik SP'nin; hiç değilse, Millî Görüş camiasının bâtıl partilere ve berbat düşüncelere kaymasına engel olan bir adres olarak ve Erbakan Hoca’nın temel ve genel çizgisine açıkça aykırılıktan sakınarak varlığını sürdürmesi bile bir teselli kaynağı sayılsa da, bu fosiltür kafalardan kurtulmadıkça, giderek özünden uzaklaşmaktaydı.

Belki de, Siyonist Yahudilerin: “Erbakan'ın ölmesi yetmez, üzerine beton dökülmesi lazım!” dedikleri şeytani intikam, bu şekilde ve bu hainler eliyle alınmaktaydı...

“Erbakan Hoca'nın, güya cihat paralarını taşınmazlara yatırdığı ve evlatlarının adına tapuladığı… Onların da bu beytülmalın üzerine yattığı!?” yalanları ve iftiralarıyla, hem Hoca’nın kemiklerini sızlatan, hem de hesaplı ve kasıtlı bir tavırla Fatih Erbakan’ı kışkırtıp ayrı parti kurmasına; böylece Hak davasından ve rahmetli babasının manevi ve siyasi mirasından kopup uzaklaşmasına yol açan bu fesatçı takımının fırsatçılıklarına bile hikmet ve keramet uyduran şakşakçı şaklabanlarla nereye varılacaktı? Milli Görüş davasının ve Erbakan Hocamızın en çarpıcı alamet-i farikası ve ümmetin sorunlarının çözüm harikası olan, ADİL DÜZEN programlarını; İslam Birleşmiş Milletler Teşkilatı, İslam Ortak Pazarı, İslam Savunma Paktı, Müşterek İslam Dinarı ve İslam Bilim ve Eğitim İşbirliği Kurumları gibi tarihi ve talihli planlamaları ve D-8'ler gibi şimdi âtıl bırakılan fikri ve fiili oluşumları gündemde tutmak, bunları sahiplenip topluma ve insanlığa anlatmak ve umut aşılamak dururken; bu fosiltür kafaların yıllardır “konuşmanın adabı, tartışmanın ahlâkı, tanışmanın ve dayanışmanın esasları” ile bu camiayı oyalamaları, asla bir yanılgının ve kolaycılığın değil, hesaplı ve kasıtlı yamuklaştırma çabalarının bir parçasıydı. Milli Çözüm’ün üstün bir cesaret ve ferasetle, daha önce en az kırk konudaki saptama ve uyarılarına, ilk başta “hadi canım, bunlar boş kuruntulardır” deyip karşı çıkanlar, nasıl sonunda, “vay be, bunlar haklıymış!..” noktasına gelip dayandılarsa, şimdi “fosiltür kafalar” dediğimiz takımın da ve çok yakında, kim oldukları ortaya çıktığında, bilmem utanacak ve uslanacaklar mıydı?

Kardeşlik edebiyatıyla AKP'ye yaranma ve meşrulaştırma çabaları:

Milli Görüşçü kuruluş ve organizasyonlar (MİLKO); Saadet Partisi Yüksek İstişare Kurulu (YİK) Başkanı Oğuzhan Asiltürk’ün katılımı ile Konya'da Bayır Diamond Otel’de halka açık “Hak ve Adalet Konferansı” düzenlemişti. Oğuzhan Asiltürk, “Yaşadığımız sorunların çözümü, kardeşliği yeniden tesis etmektir. Sorunları AK Partili kardeşlerimizle birlikte düzelteceğiz. Çünkü bizler kardeşiz” demişti.

Konuşmasının devamında, “Bu dünyada yaşarken, birbirimize karşı görevlerimiz var. Mü’minler kardeştir. Mü’minlerin kardeş olduğuna biz karar vermedik.” diyen Asiltürk, “Kur’an-ı Kerim'de mü’minlerin kardeş olduğunu aktarıyor. Şimdi yaşadığımız ortama bakın. Türkiye iki gruba ayrılmış. Biri ne söylerse karşıtları ‘bâtıl’ diyor, diğeri ne söylerse o ‘bâtıl’ diyor. Allah bundan razı değil. AK Parti'de ‘bakara makara’ diyen var ama çoğu inançlı bir kesim. Ayette ayrıca ‘Birbirinizin arasını düzeltin’ buyuruluyor. Mü’minler olarak biz buna iman ederiz ve bunun için çalışırız. Gruplar birbirine düşman. Bu böyle devam etmez. Böyle topluluklar geçmişte helâk oldular. Bu bilinen bir şey. Niye? Allah'ın emir ve yasaklarını arka plana attılar. Türkiye'de de yaşanan bu değil mi? Yolsuzluk, rüşvet, adam kayırma ve namus tecavüzü hepsi var bu ülkede. Bunu kimler düzeltecek, bizler düzelteceğiz. AK Partili kardeşlerimizle birlikte düzelteceğiz. Çünkü bizler kardeşiz. Yaşadığımız sorunların çözümü, kardeşliği yeniden tesis etmektir. Hoşgörü ile hareket etmeliyiz”[1] sözleriyle AKP'yi düzeltmek değil, onlarla birlikte hareket etmek gerektiğini belirtmişti. Bu fosiltür kafalara sormak lazımdı: Ne yani! AKP zihniyeti ve bozuk istikameti bâtıl değil miydi? Erbakan Hocamız bunlara bâtıl demekle hata mı etmişti?

SP; Parti mi, tarikat mı?

Saadet Partisi Gençlik Kolları’nın Yalova'da gerçekleştirdiği Yaz Kampı’na konferans yoluyla katılarak gençlere hitap eden Oğuzhan Asiltürk, “Peygamber Efendimiz Allah'ın varlığını ve birliğini Mekkeli müşriklere anlattı. Ebu Cehil ile savaşmadı, Hak’kı anlattı. Şimdi biz şuur dersleriyle Milli Görüşçüler olarak bunu yapıyoruz” diyerek dini ve tarihi gerçekleri çarpıtmaya yeltenmişti.[2]

“Gençler önce dininizi öğreneceksiniz. Bu konuda AGD’nin yayınları var, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Yayınları da var, bunları okuyacaksınız. Dininizi gerçekten iyi öğreneceksiniz. Sadece onu yaşamak için değil, onu yaşadıktan sonra etrafınızdaki insanları da kurtarma görevi sizindir. İnsanların, Allah'ın emir ve yasaklarına bağlılığı ortadan kalktı. Müslüman topluluğun Allah'a inancında zayıflama oldu, Allah'ın emir ve yasaklarına bağlılıklarında zayıflama oldu. Toplum, dünyayı ahirete tercih eder hale geldi. Düzeltmek için ne lazım? Peygamber Efendimiz Mekke'de 12 sene ne yaptı ise o çalışmayı yapmak lazım” diyen bu kişiye, yahu sen tarikat şeyhi misin, parti lideri misin? diye sormak gerekirdi.

“Partiler Üstü Politika” palavrası

Hak, Adalet ve Kardeşlik Konferansları’nın dokuzuncusu İstanbul'da gerçekleşmişti. “Bugün Türkiye'de insanların birbirine kardeş olması lazım gelirken, bu kardeşlik duygusunu bırakıp neredeyse birbirine düşman gibi davrandığını görüyoruz. Bundan dolayı acaba ne yapabiliriz, yüreğimizle bu yanlışı nasıl yaparız diye düşündük. Yurtdışından çeşitli fakültelerden mezun arkadaşlarımızı, ilahiyat fakülteleri ve medreselerden mezun arkadaşlarımızı bir araya getirip ‘Şuur Dersleri’ vermeye başladık. Bizler böyle bir çalışma içine girerek, insanlara kardeş olma hissiyatı vermeye çalışıyoruz. Buna her hafta ve hiçbir parti farkı gözetmeksizin devam ediyoruz.”[3] diyen Oğuzhan Asiltürk, Milli Görüş’ün kuruluş gayesini ve kurtuluş reçetelerini anlatacağına, kof kardeşlik palavralarını gündeme getirmişti.

Mürşitlik taslamaları!

“Hak, Adalet ve Kardeşlik Konferansları”nın sekizincisi Kocaeli’nde gerçekleşmişti. Oğuzhan Asiltürk, konferansın yapılış amacına değinerek: “İnsanların hepsi Allah'ın rızasına uygun hareket etsinler, Allah'ın cennetine kavuşsunlar istiyoruz. Bu doğrultuda Hak ve Adalet konulu konferansları düzenliyoruz. İnanan insanlar olarak bizim görevimiz Peygamber Efendimiz tarafından açıkça belirtilmiştir. Biz başka bir Müslüman’ın hatasını gördüğümüz zaman o hatasının üstünü örter, o hatasını düzeltmesini sağlarız. Peki, şu an toplumumuzdaki yanlışları kim düzeltecek, kim hata yapan Müslümanları uyaracak? İşte, Allah'ın emirlerine uyan, Resulü’nün Sünnetini yerine getirenler bu konuda vazifelendirilmiştir.”[4] demiş, AKP iktidarının tahribatlarını ve Milli Görüş’ün huzur programlarını anlatmak yerine, kerameti kendinden menkul şeyhlik havasıyla riyakârlığa girişmişti.

“Parti çalışması yapmıyorlarmış!..” safsatası

Bu konferansların dördüncüsü Bursa'da tertiplenmişti. Hak, Adalet ve Kardeşlik Konferansı'nın amacının Peygamber Efendimiz’in (S.A.V) Dârü’l Erkam’ındaki gibi tebliğ olduğunu belirten Asiltürk, “Biz de aynı usûl ve esaslarla doğru ve yanlışı dilimiz döndüğünce anlatmaya çalışıyoruz. Biz burada siyasi parti çalışması yapmıyoruz. Ancak bu yaptığımız çalışma ile tekrar kardeşlik havası meydana gelebilir. Şimdi Türkiye'de öyle bir hava var ki Batı’dan bize gelen; iktidar iyi bir şey yapsa da eleştiriyoruz, kötü bir şey yapsa da; aynı şekilde, muhalefet iyi bir şey söylese de iktidar eleştiriyor, kötü bir şey yapsa da eleştiriyor. Kötü olanı, yanlış olanı tabi ki eleştireceğiz. Ancak iyi şeyleri de söyleyeceğiz.” [5] diyerek, AKP’ye şirinlik gösterisine yönelmişti.

“Biz insanlar değil, Allah Teala hükme bağlamış mü’minlerin kardeşliğini. Hangi partiden hangi görüşten olursan ol, Allah bizleri kardeş kılmıştır. Cenab-ı Hak, devamında ‘mü’minlerin arasını düzeltin’ demiştir. Bir insan ‘ben hem mü’minim hem de kardeşimle hasım olurum’ diyemez. Sizler de biliyorsunuz, Türkiye'de toplum ikiye ayrılmış durumda. Bir yarısı bir diğer yarısını adeta hasım olarak görüyor. Yapmamız gereken, Allah'ın bizi davet ettiği yola yönelmemiz.” diyen Asiltürk, her nedense “bu kardeşliğin, huzurlu ve onurlu bir hayat sürmenin reçetesi ise Milli Görüş’e sarılmaktır” gerçeğini özenle gizlemekteydi.

Devamını okumak için tıklayınız.

Yorum Yaz