Ağustos 29 08:37

BOP’un Son Aşaması: BÜYÜK KÜRDİSTAN HAZIRLIĞI VE ALİ BULAÇ’IN BULANIKLIĞI

BOP’un Son Aşaması: BÜYÜK KÜRDİSTAN HAZIRLIĞI VE ALİ BULAÇ’IN BULANIKLIĞI

 

Erbakan Hocamız, çok haklı ve duyarlı olarak, “Kürt sorunları” kavramına karşı çıkardı ve “olaya temel insan hakları” açısından yaklaşmak gerektiğini hatırlatırdı. Evet, ülkemizdeki Kürt kardeşlerimiz “sorun” sayılamazdı, hem de özellikle Doğu ve Güneydoğu’muzda yoğunlukla yaşanan sıkıntı ve zorluklar “Kürt sorunu olarak” ele alınamazdı. Asıl sorun; Devlet olarak halkımızın; can, mal ve namus emniyetini, Din ve düşünce hürriyetini sağlamak… Ve her kesime insanca yaşayacağı ekonomik, sosyal, siyasi ve kültürel şartları oluşturmak yerine; laiklik ve ilericilik bahanesiyle dillerini yasaklamak, dinlerini kısıtlamak, aç ve sefil bırakmak ve ırkçı bir yaklaşımla onları horlamaktır.

Bugün; anadillerini rahatça kullanmak, Kürtçe yayınlar yapmak, Kürtçeyi edebiyat dili olarak geliştirecek özel enstitüler açmak hakkı elbette sağlanmalıdır ve önemli ölçüde sağlanmıştır. Ancak “Kürtçenin ikinci bir resmî dil yapılması, her seviyedeki okullarda eğitim ve öğretim dili olması” gibi teklifler ve girişimler sakattır ve oldukça sakıncalıdır. Bunu bize dayatanların ve Kürt halkımızı kışkırtanların, özellikle Haçlı Batılılar ve Siyonist odaklar olduğu unutulmamalıdır. ZAZA’ların çok ayrı bir dil konuşmaları, KÜRTÇE’nin farklı yörelerde değişik versiyonları gibi teknik imkânsızlıklar ve istismar hesapları bir tarafa; ilk, orta, liseyi Kürtçe okuyan öğrencilerimizin üniversite imtihanlarına nasıl hazırlanacağı ve yüksek eğitimini Türkçe zor tamamlayacağı gibi gerçekler hesaba katılmamaktadır. Üstelik, bu bölgelerdeki bütün okullarda ve yargı kurumlarında KÜRTÇE’yi resmi dil yaptık diyelim, ülkenin başka yörelerinde Türkçe eğitim görmüş ve Kürtçe bilmeyen öğretmen, öğretim görevlisi, hâkim, savcı, asker ve polisler Doğu ve Güneydoğu’da görev alamayacaktır; yani ayrışma ve parçalanma fiilen yaşanacaktır. Kaldı ki, bu bölgede yaşayan ve Kürtçe bilmeyen yerli halkımız Kürtçe öğrenmeye ve Kürtçe eğitim görmeye mi zorlanacaktır, yoksa göçe mi mecbur bırakılacaktır?

Üstad Bediüzzaman Hz.leri MÜNAZARAT kitabında Van-Edremit’te kurmayı tasarladığı Medresetü’z Zehra (Üniversitesinde):

“Lisan-ı Arabî vacip, Kürdî caiz, Türkî ise lazım” buyurmaktadır.

• Arapça; Kur’an ve İslami temel ilimler dili olarak öğretilip okutulmak zorundadır.

• Türkçe; Milletimizin ve Devletimizin ortak resmi dili olarak “Lazım”dır, gerekli ve geçerli bir şarttır.

• Kürtçe ise; “caiz” sayılmalı, yani bölge halkının önemli kısmının anadili olması nedeniyle, bir nevi serbest ve seçmeli dil olarak konuşulmalı ve eğitimde yararlanmalıdır. Ve zaten Bediüzzaman’ın, kendisinin de “İşaretü’l İcaz” (aslı Arapça) hariç diğer yüzlerce eserini neden TÜRKÇE yazdığı(?) üzerinde de durmak lazımdır.

Temmuz 2026’ya gelindiğinde, “Efendim, Doğu ve Güneydoğu Bölgelerimizde ve Kürtlerin yoğun yaşadığı illerimizde üniversitelerde Kürtçe eğitim yapılsın… Mahkemeler de Kürtçe yargılasın… Devlet dairelerinde de Kürtçe kullanılsın!?” diyenlere açıkça hatırlatalım ve uyaralım ki, bu teklif ve temenniler Türkiye’de, önce “kısmi özerklik”, sonra “otonom serbestlik” kılıfıyla ayrı bir Kürdistan kurmanın alt basamaklarıdır ve ön hazırlıklarıdır. Kuzey Irak’taki Barzanistan benzeri bir yapı oluşturmanın güya demokratik kılıflarıdır. Bu durum ise, hepimizden ziyade Kürt kardeşlerimizin aleyhine olacaktır ve son merhalesi özgürlük ve özerklik değil, Barzanistan gibi İsrail’e ve ABD’ye hizmetkârlıktır. Ve tabi peşinen vurgulayalım ki, ne dış güçlere ne işbirlikçilere bunu başarma fırsatı asla tanınmayacaktır.

Efendim; “Bazı ülkelerde iki, hatta daha fazla resmî dil kullanılıyor… O ülkeler hiç de bölünmüyor ve fitne-fesat oluşturmuyor!..” iddiasında bulunanlar; ya kendileri akıl ve vicdan fukarasıdır, veya halkımızı ahmak yerine koymaktadırlar. Çünkü Türkiye herhangi bir ülke sayılamayacaktır; ve işte bin yıldır bizi Anadolu’dan çıkarmak ve parçalamak için 20 tane HAÇLI Seferi yapılmıştır!? Kaldı ki, bu haince iddiaların tamamı SEVR’in maddeleri arasındadır ve ülkemizin uluslararası resmî tapu belgesi olan LOZAN’ı laçkalaştırma ve geçersiz kılma hesaplarıdır.

Bizi millet yapan, bin yıldır aynı memleketi ve aynı Devleti birlikte yaşatan İSLAM KARDEŞLİĞİ yerine böylesine sinsi ve Siyonist tezgâhlara bilerek veya bilmeyerek alet olanların hangi akıbetlere uğrayacaklarını tarihe sorup ona göre davranmayanların, başları beladan kurtulmayacaktır. Elbette ve her halde “Barış ve birlikte yaşama daha hayırlıdır ve herkesin yararınadır.” Ancak “Terörsüz Türkiye ve Çözüm Süreci” gibi jelatinli kılıflar altında Millî birlik ve dirliğimizi zayıflatıp bozacak yaklaşımlar hem zalim ve hain güçlere yarayacaktır, hem de boş ve kof hevesler peşinde boşuna yorulmaktır.

 

...

 

MAKALENİN TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ...

 

 

Yorum Yaz