Ey Sözde Dindar-Kahraman İktidar, Mavi Vatan Böyle mi Korunacaktı?
Rum Kesimi Güney Kıbrıs’ta, adeta bayram havası yaşanıyordu. Çünkü, 18 yıldır Lübnan Bakanlar Kurulu’nda bekletilen “Lübnan-Rum yönetimi deniz yetki alanlarını sınırlandırma anlaşması” aniden onaylanarak nihai karar için Lübnan Parlamentosuna gönderiliyordu. Bu gündemle Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn Başkanlığında toplanan ve Başbakan Nevaf Selam’ın da katıldığı Bakanlar Kurulu toplantısında anlaşma kabul ediliyordu. Anlaşmanın yürürlüğe girmesi için Lübnan Parlamentosu tarafından onaylanması gerekiyordu.
Bu arada aynı toplantıda Lübnan Hükümeti ikinci bir karar daha alarak; “Lübnan Münhasır Ekonomik Bölgesi’nin 8. Bloğunda, İtalyan ENI şirketi ile QatarEnergy’nin oluşturduğu TotalEnergies konsorsiyumuna da doğalgaz arama ve üretim lisansı” veriliyordu. Bu 8. Bloğun hem İsrail, hem de Rum yönetiminin sözde ekonomik sularına sınırı bulunuyordu. Rum yönetimi ve İsrail’in de bu bölgelerde dev ABD, İngiliz, İtalyan, Fransız, İsrail şirketlerine değişik parselleri peşkeş çektiği biliniyordu.
Lübnan Parlamentosunun anlaşmayı onaylamasıyla birlikte, Rum yönetimi; Mısır, İsrail ve Lübnan ile orta hat yöntemini kullanarak yaptığı üç deniz sınırlandırma anlaşmasına sahip oluyordu. Bu durum ise, Rum yönetiminin Türkiye-KKTC’ye karşı ileri sürdüğü gaspçı taleplerini ve fiili işgal girişimlerini güçlendiriyordu. Rum yönetimi, anlaşmanın onaylanması için 18 yıldır Lübnan nezdinde girişimde bulunuyordu. Ne var ki Türkiye’nin yaptığı etkili müdahaleler bunu geciktiriyordu. Bu açıdan bakılınca Türkiye’nin engellemesinin, 18 yıl sonra nasıl ve niye etkisiz hale geldiği merak konusuydu.
Lübnan eski Başbakanı Najip Mikati, en son 28 Aralık 2024’te Türkiye’ye resmi bir ziyaret yapmış ve CB Erdoğan ile görüşmüştü. Şubat 2025’te Lübnan Cumhurbaşkanı seçilen Joseph AVN Temmuz 2025’te Güney Kıbrıs’ı ziyaret ediyordu. Lübnan hükümetinin, Rum yönetimi ile 2007’de imzalanan ön anlaşmayı şimdi onaylamasının o ziyarette kararlaştırıldığı sanılıyordu. Lübnan ve Rum yönetimi, şimdi de Suriye ile benzer bir anlaşma üzerinde çalışıyordu.
Bu gelişme, Türkiye ile KKTC’nin aleyhine bir durum oluşturuyordu. Çünkü, Lübnan-Rum yönetimi anlaşması ile belirlenen deniz sınırı, KKTC’nin deniz yetki alanı sınırını, yani KKTC’yi yok sayıyordu. Bilindiği gibi KKTC, 21 Eylül 2011 tarihinde Türkiye ile yaptığı “Kıta Sahanlığı Sınırlandırma Anlaşması” ile kendi deniz yetki alanlarını fiilen belirliyordu. Bu anlaşma, dönemin KKTC Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün ile Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu tarafından New York’ta imzalanıyordu. Bu anlaşmayla birlikte KKTC, kendi adına petrol ve doğalgaz arama ruhsatları verebilme hakkını da Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’na (TPAO) devrediyordu. Türkiye, 2011 anlaşmasını ve buna ilişkin koordinatları BM’ye 2012 yılında bir nota ile bildiriyordu. Türkiye’nin BM’ye gönderdiği bu bildirimde, KKTC ile imzalanan 2011 tarihli kıta sahanlığı anlaşması da referans olarak sunuluyordu.
Ne yazık ki Lübnan hükümetinin, Rum yönetimi ile yaptığı anlaşmayı 18 yıl sonra aniden kabul etmesinin ve nihai onay için Lübnan Parlamentosuna göndermesinin üzerinden günler-haftalar geçmesine karşın Türkiye ve KKTC’den herhangi bir tepki gelmiyordu!
MAKALENİN TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ