Sabahattin Önkibar (https://www.youtube.com/@Sabahattin) videosunda doğrularla yanlışları harmanlamış ve Rahmetli Erbakan’a kusmak için, Erdoğan’ın tahribatlarını bahane yapmıştı:
“Dünyanın 193 ülkesinde birkaç istisna dışında öyle bir uygulama yok. İnanca, İslam’a saygımız elbette büyük. Lakin henüz buluğ çağına gelmeyen ya da o sınırda olan çocuklar için bu ne kadar acildir? tartışılır. Çünkü İslam buluğa ermeyenlere namazı farz kılmıyor. Bir başka boyut ülkemizde din siyasallaştırıldığı için okullarda mescit açılması cepheleştirmeler yaratabilir. Hayır hayır haşa namaza karşı değilim. Tam tersine cuma namazlarına giden biriyim. Söylemek istediğim meseleye siyaset üstü bakılmasının gereği. Doğrudur. Ülkemizde son dönem inanç bağlamında müthiş bir erozyon, müthiş bir savrulma var.
KONDA’nın araştırmasına göre kendini dindar olarak tanımlayanların oranı 2008’de %55 iken 2025’te bu oran %46’ya geriledi. Buna karşın kendine ateist ve inançsız diyenlerin oranı da %2’den %8’e yükseldi. Aynı araştırmanın sonuçlarına göre dindar olduğunu belirtenlerin oranında da ciddi bir düşüş var. Önceki Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, “Türkiye’nin 90.000 Camiinde çocuklarınıza Kur’an-ı Kerim ve Hazreti Peygamberin hayatı derslerini seçtirin diye hutbe verdirmemize, 4.000’e yakın vaizimizle cemaatimizi uyarmamıza onca çabaya rağmen okullarda din dersleri tercih edilmiyor. 27 milyon gencimizden sadece 1 milyonu cuma namazına gidiyor. Cuma namazını kılıyor diye serzenişte bulundu. Ancak bunu aşmanın yolu her okula mescit yapmak mıdır tartışılır. Zira gençlerin İslam’dan uzaklaşmasının zirve olduğu yıllar İslamcı bilinen AKP dönemi. Bu dönem Türk tarihinde hiç olmadığı şekilde, hiç görülmediği biçimde art arda camilerin inşa edildiği süreç. Öyleyken bizzat Diyanet İşleri Başkanlığının ifadesiyle sadece 27 gençten biri camiye gidiyor. Şu halde sorunun çözümü cami ve mescit açmak değil. Tam tersine camiler açıldıkça namaz kılan sayısı eksiliyor. Bu gerçeklikten hareketle aman gençler ateist oluyor diyerek okullarda mescit açmak çözüm değil söyledim. Böyle bir şey okullarda tam tersi bir bakışı, tam tersi bir cereyanı tetikleyebilir. İslam hedef olabilir. AKP yıllarıyla beraber dinsiz sayısının artması da iktidarın inancı siyaset aracı yapmasından. AKP’ye siyaseten karşı olanlar adeta mecburen dine, İslam’a karşı konumlanır duruma düştüler. Bu olgudan hareketle inançlar için en büyük sorun onun siyasi çıkar gibi İslam’ın bu şekilde politize olduğu bir yerde ve süreçte okullarda mescit demek ideolojik üs ve cephe inşa etmek manasına da gelebilir. Dolayısıyla yapılması gereken öncelikle inancı siyasetin dışına çıkarmak olmalı.
Sorgulanması gereken bir husus da dindar gençlik mi isteniyor, dinci gençlik mi isteniyor? O da belli değil. Zira din ideoloji değildir, inançtır. Lakin AKP içinde İslam’ı ideoloji gibi görenler var. TÜGVA örneğine bakalım. Malum bu aylarda yaz okulları denilerek faaliyetler yaptı yapıyor. Bakın Kur’an-ı Kerim’in öğretilmesine kimsenin itirazı yok. Fakat gördük yaşadık. TÜGVA’lı çocuklara, gençlere ideolojik yüklemeler yapılıyor. Öyle olmasa stadyumlara getirilen çocuklara Fatih, Yavuz, Abdülhamit ve Tayyip Erdoğan dedirtilirken, onların posterleri açılırken devletimizi kuran Atatürk görmezden gelinir miydi? Demek ki hadise sadece Müslümanlığın öğretilmesi değil, ideolojik yüklemelerin yapılması ve de bütün bunlar din, iman, İslam ambalajıyla olması. Bu yapılan dindar ve kindar nesil yetiştirmek midir bilmiyorum. Fakat bildiğim buna karşı reaksiyonların olabileceği ki o da eşittir deist ve ateist gençlik demek. Evet. Dindar gençlik yetiştirelim derken otomatik olarak dinsiz bir nesil de var ediliyor. Din siyaset ve devletle bu şekilde iç içe olursa, iç içe girerse bundan hem dinlet zarar görür. İslam’ı sevdirmenin yolu da çocukları toplayıp kamplarda dua ezberlettirmek değil, onun ulviliğini, kutsiyetini kafalara çakmaktır.
Keza Türkiye’deki 400’e yakın tarikat ve cemaat gruplarının şeyhlerinin her biri güya Allah’ın yeryüzündeki tek temsilcisi olarak caka satıyorlar. “Laik devlet kafir devlettir. Onu soymak ibadettir.” diyen tarikat ve cemaatler var. “Şirketimde çalışan, maaşını verdiğim, iaşesini sağladığım bütün kadınlar cariyemdir” diyen patronlar var. (Ve sen de TGRT’nin patronlarına yıllarca kiralık hizmetkârlık yaptın. O.A.) “9 yaşındaki çocuklarla evlenilir. Şeriat budur diyenler var. Buna paralel olarak Muta adıyla saatlik nikaha evet deyip fuhuşa dini onay veren İslamcı anlayışlar var.”
Buradan hareketle dava, din, iman denildiğinde de vallahi kahroluyorum. (Gerçek Dinin istismarına mı, yoksa bizzat İslam’ın aslına mı karşısın? Kur’an’ın çok açık ayetlerinde emir buyrulan ve yasaklanan İlahi hükümlere razı ve hazır mısın?.. O.A.) Evet. Ortada hangisi gerçek İslam belli değilken hangi İslam davasından söz ediyorlar? Dünden bugüne iktidara araç yapılan din de inanç değildir. İdeolojidir. Asr-ı Saadet yani dünyanın en mükemmel dönemi denilen bir süreçte bile Hz. Muhammed’i en yakınları olan halifeler Ömer, Ali ve Osman yine Müslümanlar tarafından katledildilerse her şey ortada demek değil mi? Peygamberimizin eşleri olan Hz. Ayşe ile damadı ve amcaoğlu Hz. Ali hangi İslam’ı hassasiyetler gereği savaştılar bilen, açıklayabilen oldu mu? Dolayısıyla gerçek İslam nedir sorusunun cevaplanmadığı bir tabloda okullarda mescit açmak demek kandırmaca olmayacak mı? (Diyen bu şahıs İslam’ın özünü karalamak ve Asr-ı Saadet üzerinde bile şüphe bulutları oluşturmak çabasında mıydı? O.A.)